
Ezeliyet Ne Hakkında Soru ve Cevap hakkında kısa bilgiler ile Etiketlenmiş Yazılar
Ezeliyet Ne Hakkında Soru ve Cevap
İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için her hadiseyi ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezeli zamanın başlangıcı zannetmekle hata yapmaktadır
İşte kaderi anlayamamak, böyle yanlış bir kıyasın mahsulüdür
Zaman, kâinatın yaratılmasıyla başlayan ve içerisinde hadiselerin cereyan ettiği soyut bir kavramdır
Geçmiş, hal ve gelecek olarak üçe taksim edilir
Bu taksim, mahlûkata göredir
Yani asır, sene, ay, gün, dün, bugün, yarın gibi bütün kavramlar ancak yaratılmışlar için söz konusudur
Ezel ise, zamanın başlangıcının evveli demek değildir
Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur
Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır
Dilerseniz şimdi, Allah’ın ezeliyet sıfatını misaller ile anlamaya çalışalım:
Misal-1:
Düz bir çizgi düşünün, bu çizgi zaman çizgisi olsun
Bu çizginin ortası ise, şimdiki zaman, yani şu anda içinde bulunduğumuz an olsun
Bu çizginin solundaki nokta ise geçmiş zaman olsun
İşte bu noktada kâinat yaratıldı ve daha sonra ilk insan Hz
Âdem (a
s)
Ve o zamandan bugüne kadar yaratılan her şey; hal ile geçmiş zamanın ifade edildiği bu iki nokta arasında var oldu
Zaman çizgimizin sağındaki nokta ise, gelecek zamandır
Bu nokta, kıyametinde ötesinde cennet ve cehennem hayatını içine alan sonsuzluk hayatıdır
Şu anda içinde bulunduğumuz hal noktası ile gelecek zaman noktası arasında ise; torunlarımız, onların torunları ve kıyamete kadar yaratılacak her şey, hatta bunun da ötesinde öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme, amellerin tartılması ve sırattan geçme gibi hadiseler var
Ezel ise, bu zaman çizgimizin, geçmiş noktasının sol tarafı değildir
İşte kaderi anlayamamamızın sebebi, ezelin burası olduğunu zannetmemiz ve ezeli, zaman çizgisi üzerinde bir yere oturtmamızdır
Zira ezeli, burası zannettiğimizde, Allah’ın yarını bilmesi için yarının gelmesi gerekecektir
İşte bu zan ve ezeliyet kavramını yanlış anlamamız ise şu soruyu sormamıza sebep olacaktır: “Allah günahkâr olmamı yazmışsa benim suçum ne?”
Şimdi ezel kavramını, zaman çizgimizde resmettiğimizde bu sorunun ne kadar manasız bir soru olduğu anlaşılacaktır
İşte ezel bu çizginin üst kısmındaki noktadır
Geçmiş zamanın sol tarafı değil, bir zamansızlıktır, hal, geçmiş ve geleceği aynı anda tutan ve gören bir makamdır
Dolayısıyla Allah bugünü gördüğü ve bildiği gibi, yarını da, öbür günü de ve cennet ile cehennem hayatının yaşanacağı sonsuzluk hayatına kadar her şeyi de bugün ile birlikte görmektedir
Allah için hal, geçmiş ve gelecek gibi kavramlar yoktur
Bu kavramlar zaman ile kayıtlı olan bizler içindir
Şimdi bu meseleyi diğer bir örnek ile inceleyelim:
Misal-2:
Bir tablo bizim zaman çizgimiz olsun
Ortası hal yani şimdiki zaman, sol tarafı geçmiş zaman, sağ tarafı ise gelecek zaman
Şimdi şu zaman tablomuzun üzerine bir ayna tuttuk
Ayna, zemine yakın olduğu için sadece “hal” aynada aksetti
Geçmiş ve gelecekten içine hiçbir şey girmedi
Şimdi aynayı biraz kaldıralım
Ve şu pozisyonda aynamızda hal ile birlikte geçmiş ve geleceğinde bir bölümü aksetti
Aynayı biraz daha kaldırdığımızda, bir önceki pozisyonda aynada gözükmeyen geçmiş ve geleceğin bir bölümü daha onda aksetti
Demek aynayı kaldırdıkça, aynada gözüken zaman dilimi genişlemektedir
Şimdi aynayı en tepeye kaldıralım
İşte bu noktada ayna, hal, geçmiş ve geleceğin tamamını içine aldı
İşte bu noktaya ezeliyet noktası denilir ki, üç zamanın tamamını aynı anda görmektir
İşte “Allah ezelidir” dediğimizde, Allah’ın bütün zaman ve mekânları aynı anda gördüğü, bildiği ve zaman kaydından münezzeh olduğu anlaşılır
Misal-3:
Şimdi de Ezeliyet kavramını başka bir misalde görelim: Erzurum’dan İstanbul’a doğru 3 vasıtanın yola çıktığını farz ediyoruz
Bu vasıtalardan bir tanesi İstanbul’a girmek üzere İzmit’te, diğeri İzmit’tekine kıyasla biraz daha geride Eskişehir’de ve 3
vasıtamızda ikisinin gerisinde Ankara’da olsun
Şimdi bu üç vasıtaya dikkat ettiğimizde şunları görürüz: İzmit’te olan vasıtamız, Eskişehir ve Ankara’da olan araçlara kıyasla önde yani istikbaldedir
Zira onların geçeceği yollardan çoktan geçmiştir
Eskişehir’de olan vasıtamız ise, İzmit’te olana göre geçmiştedir
Zira öndeki araç Eskişehir’den çoktan geçmiştir
Ancak Ankara’da olana kıyasla istikbaldedir
Zira daha bu araç onun mevkiine ulaşmamıştır
Ankara’da olan vasıtamız ise diğer iki araca kıyasla da geçmiştedir
Zira bu iki araç ta Ankara’yı çoktan geçmiştir
Araçlar arasında geçmiş, gelecek gibi tabirler kullanılırken, yukarıda olan ve üç vasıtayı anda aydınlatan güneş için zaman ifade eden bu tabirler kullanılmaz
Yani güneş şuna göre geçmiştedir, buna göre gelecektedir, denilemez
Çünkü güneş bu üç vasıtayı anda aydınlatmakta, ışığı ile üçünü ayna anda kuşatmaktadır
İşte güneşin bu hali, yani yerdeki vasıtalar için geçerli olan zaman kaydıyla kayıtlı olmaması ve üç zamanı aynı anda kuşatması ezeliyete misaldir
Aynen bunun gibi, bizler de kâinatın yaratılmasıyla başlayan zaman yolunun bir noktasındayız
Bizden önce geçen her şey bize göre mazide, yani geçmişte kalmıştır
Bugünden hatta bu andan sonraki zamanlar ve o zamanlarda yaratılacak mahlûklar ise bize kıyasla istikbaldedir
Evet, şu anda bizim dedelerimiz geçmişte kaldılar
Hâlbuki bir zaman, onların dedeleri de istikbalden torun bekliyorlardı
İşte dedelerimiz, kendi dedelerine göre istikbal olan zaman diliminde bu dünyaya uğrayıp, teneffüs ederek, maziye döküldükleri gibi, dedelerimize göre istikbalde olan bizlerde bir gün maziye döküleceğiz
Ve bize göre istikbalde olan torunlarımız hale yani şimdiki zamana çıkacaklar
Görüldüğü gibi, geçmiş, gelecek ve hal gibi tabirler bizler için kullanılmaktadır
Hâlbuki her şeyi ve zamanı yaratan Allah için mazi, hal ve istikbal gibi kavramlar yoktur
O, misalimizdeki güneş gibi bütün bu zamanları ayna anda ilminin ışığı ile kuşatmıştır
O halde “Allah yazdı diye biz yapıyoruz” denilemez, zira Allah ezeliyeti ile bütün zamanları aynı anda kuşattığından bizim hür irademiz ile ne yapacağımızı bilmiş ve ne yapacaksak kader defterimize onu yazmıştır
Allah yazdı diye biz yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır
Ezeliyet bahsini daha iyi kavrayabilmemiz için son bir misal daha vereceğiz
Zira ezeliyeti anlamak, kader meselesini anlamanın anahtarıdır
Kader bahsinde bocalamanın en birinci sebebi Allah’ın ezeliyet sıfatının anlaşılamaması ve Allah’ın zaman mefhumu ile kayıtlı olduğunun zannedilmesidir
Misal-4:
Bir şiirin tamamını bildiğiniz takdirde, sizin ilminizin, şiirin bütün mısralarına olan münasebeti aynıdır
Yani önceki misalde, güneşin üç vasıtayı aynı anda seyretmesi gibi, sizin ilminiz de bütün mısralara aynı anda vakıftır
Fakat şiirin mısraları için, kendi aralarında öncelik ve sonralık söz konusu olmaktadır
Mesela, altıncı mısra, dördüncü mısradan sonra, onuncu mısradan ise öncedir
Siz şiirin ilk beş mısrasını yazıp, altıncıyı yazmaya başladığınızda, artık beşinci mısra mazide kalmış, yazılmıştır
Altıncı mısra ise hal de yani şimdiki zamandadır
Onuncu mısra ise henüz istikbaldedir
Yani daha vücuda gelmemiş ve yazılmamıştır
Hâlbuki vücuda gelmeyen bu onuncu mısra sizin ilminizde mevcuttur
O halde öncelik ve sonralık sizin ilminiz için söz konusu değildir
Aynen bunun gibi; 19
asır ve o asırda yaşayanlar, 18
asra ve bu asırda yaşayanlara göre istikbalde, 20
asra göre ise mazidedir
Ancak zamandan münezzeh olan Allah için bütün bu asırlar, geçmiş, hal ve istikbal aynı anda ilim ve şuhud dairesindedir
Demek “Allah’ın ezeli ilmi” dediğimiz kader; geçmiş zamanda yapılmış bir plan olmayıp, zaman dışı bir plandır
Bütün geçmiş ve gelecek zamanları aynı anda tutan zaman üstü bir ilimdir
O halde “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü son derece batıl bir sözdür
Zira Allah, bizim ne yapacağımızı bilmeden kader defterimizi yazmış ve bizi o yazıya göre hareket etmeğe mecbur etmiş değildir
Bilakis, cüzi irademizle neyi tercih edecek ve hangi fiili işleyeceksek, ezeliyeti ile bilmiş ve kader defterimize yazmıştır
Aslında mazeret olarak öne sürülen “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü temelde de yanlıştır
Çünkü kader defteri, Allah’ın ilminin bir tecellisidir
İlim ise zorlama sıfatı değildir
Bu yazı sadece bir beyandır
Mesela, ben şimdi şöyle bir yazı yazsam: “siz yaklaşık 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatacaksınız” Şimdi siz, 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatsanız, diyebilir misiniz ki, “eğer bu yazı olmasaydı ben televizyonumu kapatmazdım” elbette diyemezsiniz
Çünkü bu sadece bir yazıdır
Bir haberdir
Zorlama değildir
Aynen bunun gibi, “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü de son derece yanlıştır
Bizlerin fiillerini Allah’ın ilmi yaratmıyor ki, ilmin unvanı olan kader defterini suçlayabilelim
Bizim fiillerimiz Allah’ın kudretiyle yaratılmaktadır
İlmin bu yaratmada hiçbir tesiri yoktur
O halde nasıl olurda biz, fiillerimizin icadında hiçbir tesiri olmayan kader defterimizi sorumlu tutabiliriz? Bu olsa olsa kişinin kendini aldatmasından başka bir şey değildir
Zira bu sözü söyleyen kişiye deseniz ki: “Niçin okula gidiyorsun, kaderini değiştiremezsin ki, eğer kaderinde doktor olmak varsa, zaten olacaksın, bunun önüne geçemezsin, çalışmasan da doktor olursun
Yok eğer kaderinde doktor olmak yoksa beyhude yoruluyorsun” Ya da şöyle desek: “Niçin dükkanını açıyorsun ki, kaderinde bugün kazanmak varsa, o zaten sana gelir, dükkanını açmasan da olur, Yok eğer kaderinde bugün kazanmak yoksa, dükkanını açsan da kazanamazsın, kaderini değiştirecek değilsin ya” Eğer ona bunları söylesek, kaderini değiştiremeyeceğini, bu yüzden okula gitmemesini ve dükkânını açmamasını tavsiye etsek, hemen savunmasını yapar ve der ki; “Sen çalışacaksın ki, Allah versin” Ama iş farzları eda etmeğe ya da haramlardan kaçmaya geldi mi, hemen kadere sığınır, teslimiyetçi olur, suçu kadere yükler
Bu kişinin kendisini aldatması değildir de nedir?
Hâlbuki ezeliyet bahsinde gördük ki, Allah bizi hiçbir günaha zorlamıyor
Sadece, zamanları ve mekânları kuşatan ilmiyle, bizim ne yapacağımızı biliyor ve kader defterimize yazıyor
Acaba günahımızı kadere yüklememize sebep olan ve “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” dedirten şey: “Ne yapacağımızı Allah’ın ezeliyeti ile bilmesi mi?
Yani, eğer Allah bizim ne yapacağımızı bilmeseydi biz mesul olurduk da, bildiği için mesul olmayacak mıyız? Günahını kadere yükleyen insan ne istediğine bir baksın! Ve bundan utansın!
Buraya kadar verdiğimiz misaller ile Allah’ın ezeliyetini anlamaya çalıştık
Ancak şu unutulmamalıdır ki, verdiğimiz bütün misaller, sadece akılların anlamaktan aciz kaldığı bir hakikati yakınlaştırmak için küçük birer dürbündür
Yoksa akıllar, nasıl ki, Allah’ın kudretinin ve azametinin büyüklüğünü hakkıyla anlamaktan acizdir, aynen bunun gibi, Allah’ın ezeliyetini ve bütün zaman ve mekânlara ilminin aynı anda münasebetini de tam idrakten acizdir
Ancak şu sönük dürbünler bile, “Allah kaderimi böyle yazmış, benim suçum ne?” sözünün ne kadar batıl olduğunu anlatmakta ve meselenin tam anlamıyla anlaşılmasını sağlamaktadır
Allah’ın ezeliyeti ile birlikte, “ilmin mâlûma tâbi olduğu” kaidesi de anlaşılınca, göreceksiniz, kader hakkında cevapsız zannedilen bütün sorular, birden cevaplarını nasıl bulacaklar
İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için her hadiseyi ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezeli zamanın başlangıcı zannetmekle hata yapmaktadır
İşte kaderi anlayamamak, böyle yanlış bir kıyasın mahsulüdür
Zaman, kâinatın yaratılmasıyla başlayan ve içerisinde hadiselerin cereyan ettiği soyut bir kavramdır
Geçmiş, hal ve gelecek olarak üçe taksim edilir
Bu taksim, mahlûkata göredir
Yani asır, sene, ay, gün, dün, bugün, yarın gibi bütün kavramlar ancak yaratılmışlar için söz konusudur
Ezel ise, zamanın başlangıcının evveli demek değildir
Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur
Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır
Dilerseniz şimdi, Allah’ın ezeliyet sıfatını misaller ile anlamaya çalışalım:
Misal-1:
Düz bir çizgi düşünün, bu çizgi zaman çizgisi olsun
Bu çizginin ortası ise, şimdiki zaman, yani şu anda içinde bulunduğumuz an olsun
Bu çizginin solundaki nokta ise geçmiş zaman olsun
İşte bu noktada kâinat yaratıldı ve daha sonra ilk insan Hz
Âdem (a
s)
Ve o zamandan bugüne kadar yaratılan her şey; hal ile geçmiş zamanın ifade edildiği bu iki nokta arasında var oldu
Zaman çizgimizin sağındaki nokta ise, gelecek zamandır
Bu nokta, kıyametinde ötesinde cennet ve cehennem hayatını içine alan sonsuzluk hayatıdır
Şu anda içinde bulunduğumuz hal noktası ile gelecek zaman noktası arasında ise; torunlarımız, onların torunları ve kıyamete kadar yaratılacak her şey, hatta bunun da ötesinde öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme, amellerin tartılması ve sırattan geçme gibi hadiseler var
Ezel ise, bu zaman çizgimizin, geçmiş noktasının sol tarafı değildir
İşte kaderi anlayamamamızın sebebi, ezelin burası olduğunu zannetmemiz ve ezeli, zaman çizgisi üzerinde bir yere oturtmamızdır
Zira ezeli, burası zannettiğimizde, Allah’ın yarını bilmesi için yarının gelmesi gerekecektir
İşte bu zan ve ezeliyet kavramını yanlış anlamamız ise şu soruyu sormamıza sebep olacaktır: “Allah günahkâr olmamı yazmışsa benim suçum ne?”
Şimdi ezel kavramını, zaman çizgimizde resmettiğimizde bu sorunun ne kadar manasız bir soru olduğu anlaşılacaktır
İşte ezel bu çizginin üst kısmındaki noktadır
Geçmiş zamanın sol tarafı değil, bir zamansızlıktır, hal, geçmiş ve geleceği aynı anda tutan ve gören bir makamdır
Dolayısıyla Allah bugünü gördüğü ve bildiği gibi, yarını da, öbür günü de ve cennet ile cehennem hayatının yaşanacağı sonsuzluk hayatına kadar her şeyi de bugün ile birlikte görmektedir
Allah için hal, geçmiş ve gelecek gibi kavramlar yoktur
Bu kavramlar zaman ile kayıtlı olan bizler içindir
Şimdi bu meseleyi diğer bir örnek ile inceleyelim:
Misal-2:
Bir tablo bizim zaman çizgimiz olsun
Ortası hal yani şimdiki zaman, sol tarafı geçmiş zaman, sağ tarafı ise gelecek zaman
Şimdi şu zaman tablomuzun üzerine bir ayna tuttuk
Ayna, zemine yakın olduğu için sadece “hal” aynada aksetti
Geçmiş ve gelecekten içine hiçbir şey girmedi
Şimdi aynayı biraz kaldıralım
Ve şu pozisyonda aynamızda hal ile birlikte geçmiş ve geleceğinde bir bölümü aksetti
Aynayı biraz daha kaldırdığımızda, bir önceki pozisyonda aynada gözükmeyen geçmiş ve geleceğin bir bölümü daha onda aksetti
Demek aynayı kaldırdıkça, aynada gözüken zaman dilimi genişlemektedir
Şimdi aynayı en tepeye kaldıralım
İşte bu noktada ayna, hal, geçmiş ve geleceğin tamamını içine aldı
İşte bu noktaya ezeliyet noktası denilir ki, üç zamanın tamamını aynı anda görmektir
İşte “Allah ezelidir” dediğimizde, Allah’ın bütün zaman ve mekânları aynı anda gördüğü, bildiği ve zaman kaydından münezzeh olduğu anlaşılır
Misal-3:
Şimdi de Ezeliyet kavramını başka bir misalde görelim: Erzurum’dan İstanbul’a doğru 3 vasıtanın yola çıktığını farz ediyoruz
Bu vasıtalardan bir tanesi İstanbul’a girmek üzere İzmit’te, diğeri İzmit’tekine kıyasla biraz daha geride Eskişehir’de ve 3
vasıtamızda ikisinin gerisinde Ankara’da olsun
Şimdi bu üç vasıtaya dikkat ettiğimizde şunları görürüz: İzmit’te olan vasıtamız, Eskişehir ve Ankara’da olan araçlara kıyasla önde yani istikbaldedir
Zira onların geçeceği yollardan çoktan geçmiştir
Eskişehir’de olan vasıtamız ise, İzmit’te olana göre geçmiştedir
Zira öndeki araç Eskişehir’den çoktan geçmiştir
Ancak Ankara’da olana kıyasla istikbaldedir
Zira daha bu araç onun mevkiine ulaşmamıştır
Ankara’da olan vasıtamız ise diğer iki araca kıyasla da geçmiştedir
Zira bu iki araç ta Ankara’yı çoktan geçmiştir
Araçlar arasında geçmiş, gelecek gibi tabirler kullanılırken, yukarıda olan ve üç vasıtayı anda aydınlatan güneş için zaman ifade eden bu tabirler kullanılmaz
Yani güneş şuna göre geçmiştedir, buna göre gelecektedir, denilemez
Çünkü güneş bu üç vasıtayı anda aydınlatmakta, ışığı ile üçünü ayna anda kuşatmaktadır
İşte güneşin bu hali, yani yerdeki vasıtalar için geçerli olan zaman kaydıyla kayıtlı olmaması ve üç zamanı aynı anda kuşatması ezeliyete misaldir
Aynen bunun gibi, bizler de kâinatın yaratılmasıyla başlayan zaman yolunun bir noktasındayız
Bizden önce geçen her şey bize göre mazide, yani geçmişte kalmıştır
Bugünden hatta bu andan sonraki zamanlar ve o zamanlarda yaratılacak mahlûklar ise bize kıyasla istikbaldedir
Evet, şu anda bizim dedelerimiz geçmişte kaldılar
Hâlbuki bir zaman, onların dedeleri de istikbalden torun bekliyorlardı
İşte dedelerimiz, kendi dedelerine göre istikbal olan zaman diliminde bu dünyaya uğrayıp, teneffüs ederek, maziye döküldükleri gibi, dedelerimize göre istikbalde olan bizlerde bir gün maziye döküleceğiz
Ve bize göre istikbalde olan torunlarımız hale yani şimdiki zamana çıkacaklar
Görüldüğü gibi, geçmiş, gelecek ve hal gibi tabirler bizler için kullanılmaktadır
Hâlbuki her şeyi ve zamanı yaratan Allah için mazi, hal ve istikbal gibi kavramlar yoktur
O, misalimizdeki güneş gibi bütün bu zamanları ayna anda ilminin ışığı ile kuşatmıştır
O halde “Allah yazdı diye biz yapıyoruz” denilemez, zira Allah ezeliyeti ile bütün zamanları aynı anda kuşattığından bizim hür irademiz ile ne yapacağımızı bilmiş ve ne yapacaksak kader defterimize onu yazmıştır
Allah yazdı diye biz yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır
Ezeliyet bahsini daha iyi kavrayabilmemiz için son bir misal daha vereceğiz
Zira ezeliyeti anlamak, kader meselesini anlamanın anahtarıdır
Kader bahsinde bocalamanın en birinci sebebi Allah’ın ezeliyet sıfatının anlaşılamaması ve Allah’ın zaman mefhumu ile kayıtlı olduğunun zannedilmesidir
Misal-4:
Bir şiirin tamamını bildiğiniz takdirde, sizin ilminizin, şiirin bütün mısralarına olan münasebeti aynıdır
Yani önceki misalde, güneşin üç vasıtayı aynı anda seyretmesi gibi, sizin ilminiz de bütün mısralara aynı anda vakıftır
Fakat şiirin mısraları için, kendi aralarında öncelik ve sonralık söz konusu olmaktadır
Mesela, altıncı mısra, dördüncü mısradan sonra, onuncu mısradan ise öncedir
Siz şiirin ilk beş mısrasını yazıp, altıncıyı yazmaya başladığınızda, artık beşinci mısra mazide kalmış, yazılmıştır
Altıncı mısra ise hal de yani şimdiki zamandadır
Onuncu mısra ise henüz istikbaldedir
Yani daha vücuda gelmemiş ve yazılmamıştır
Hâlbuki vücuda gelmeyen bu onuncu mısra sizin ilminizde mevcuttur
O halde öncelik ve sonralık sizin ilminiz için söz konusu değildir
Aynen bunun gibi; 19
asır ve o asırda yaşayanlar, 18
asra ve bu asırda yaşayanlara göre istikbalde, 20
asra göre ise mazidedir
Ancak zamandan münezzeh olan Allah için bütün bu asırlar, geçmiş, hal ve istikbal aynı anda ilim ve şuhud dairesindedir
Demek “Allah’ın ezeli ilmi” dediğimiz kader; geçmiş zamanda yapılmış bir plan olmayıp, zaman dışı bir plandır
Bütün geçmiş ve gelecek zamanları aynı anda tutan zaman üstü bir ilimdir
O halde “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü son derece batıl bir sözdür
Zira Allah, bizim ne yapacağımızı bilmeden kader defterimizi yazmış ve bizi o yazıya göre hareket etmeğe mecbur etmiş değildir
Bilakis, cüzi irademizle neyi tercih edecek ve hangi fiili işleyeceksek, ezeliyeti ile bilmiş ve kader defterimize yazmıştır
Aslında mazeret olarak öne sürülen “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü temelde de yanlıştır
Çünkü kader defteri, Allah’ın ilminin bir tecellisidir
İlim ise zorlama sıfatı değildir
Bu yazı sadece bir beyandır
Mesela, ben şimdi şöyle bir yazı yazsam: “siz yaklaşık 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatacaksınız” Şimdi siz, 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatsanız, diyebilir misiniz ki, “eğer bu yazı olmasaydı ben televizyonumu kapatmazdım” elbette diyemezsiniz
Çünkü bu sadece bir yazıdır
Bir haberdir
Zorlama değildir
Aynen bunun gibi, “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” sözü de son derece yanlıştır
Bizlerin fiillerini Allah’ın ilmi yaratmıyor ki, ilmin unvanı olan kader defterini suçlayabilelim
Bizim fiillerimiz Allah’ın kudretiyle yaratılmaktadır
İlmin bu yaratmada hiçbir tesiri yoktur
O halde nasıl olurda biz, fiillerimizin icadında hiçbir tesiri olmayan kader defterimizi sorumlu tutabiliriz? Bu olsa olsa kişinin kendini aldatmasından başka bir şey değildir
Zira bu sözü söyleyen kişiye deseniz ki: “Niçin okula gidiyorsun, kaderini değiştiremezsin ki, eğer kaderinde doktor olmak varsa, zaten olacaksın, bunun önüne geçemezsin, çalışmasan da doktor olursun
Yok eğer kaderinde doktor olmak yoksa beyhude yoruluyorsun” Ya da şöyle desek: “Niçin dükkanını açıyorsun ki, kaderinde bugün kazanmak varsa, o zaten sana gelir, dükkanını açmasan da olur, Yok eğer kaderinde bugün kazanmak yoksa, dükkanını açsan da kazanamazsın, kaderini değiştirecek değilsin ya” Eğer ona bunları söylesek, kaderini değiştiremeyeceğini, bu yüzden okula gitmemesini ve dükkânını açmamasını tavsiye etsek, hemen savunmasını yapar ve der ki; “Sen çalışacaksın ki, Allah versin” Ama iş farzları eda etmeğe ya da haramlardan kaçmaya geldi mi, hemen kadere sığınır, teslimiyetçi olur, suçu kadere yükler
Bu kişinin kendisini aldatması değildir de nedir?
Hâlbuki ezeliyet bahsinde gördük ki, Allah bizi hiçbir günaha zorlamıyor
Sadece, zamanları ve mekânları kuşatan ilmiyle, bizim ne yapacağımızı biliyor ve kader defterimize yazıyor
Acaba günahımızı kadere yüklememize sebep olan ve “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem” dedirten şey: “Ne yapacağımızı Allah’ın ezeliyeti ile bilmesi mi?
Yani, eğer Allah bizim ne yapacağımızı bilmeseydi biz mesul olurduk da, bildiği için mesul olmayacak mıyız? Günahını kadere yükleyen insan ne istediğine bir baksın! Ve bundan utansın!
Buraya kadar verdiğimiz misaller ile Allah’ın ezeliyetini anlamaya çalıştık
Ancak şu unutulmamalıdır ki, verdiğimiz bütün misaller, sadece akılların anlamaktan aciz kaldığı bir hakikati yakınlaştırmak için küçük birer dürbündür
Yoksa akıllar, nasıl ki, Allah’ın kudretinin ve azametinin büyüklüğünü hakkıyla anlamaktan acizdir, aynen bunun gibi, Allah’ın ezeliyetini ve bütün zaman ve mekânlara ilminin aynı anda münasebetini de tam idrakten acizdir
Ancak şu sönük dürbünler bile, “Allah kaderimi böyle yazmış, benim suçum ne?” sözünün ne kadar batıl olduğunu anlatmakta ve meselenin tam anlamıyla anlaşılmasını sağlamaktadır
Allah’ın ezeliyeti ile birlikte, “ilmin mâlûma tâbi olduğu” kaidesi de anlaşılınca, göreceksiniz, kader hakkında cevapsız zannedilen bütün sorular, birden cevaplarını nasıl bulacaklar
Son Yorumlar